“Ölümlerin artık canlı yayınlandığı ve sadece izlemek zorunda kaldığımız bir dünyada mı yaşıyoruz?”
11-10-2023
Adalet Ağaoğlu’nun ve Oğuz Atay’ın günlüklerini okudum. Kafka’nın Günlüklerini okuyorum. Günlük ve deneme okuyunca zihnimi dinlendirmiş gibi hissediyorum. Yaptığım okumalara karşılık, yine okuma yaparak dinlenmek gibi fiziken yorulduğum vakitlerde yürüyüş yaptığımda bedenimi dinlendirmiş oluyorum. Yürürken kendimi daha net duyabiliyorum. Yürümenin, daha net düşünmeyle bir bağlantısı olmalı. Yürümek, günlük ve deneme okumak bir nevi aynı benim için. Üzerimdeki ağırlığı attığımı hissediyorum. Yazmanın yarattığı etkiyi katmıyorum hesaba. Yürümenin onarıcı bir etkisi var üzerimde. Yürümek, yazmaktan uzak bir eylem değil, iç içe. Üzerimdeki ağırlık kalkıyor ve düşüncelerim hareket etmeye başlıyor ayaklarımla beraber. Henry David Thoreau “Yaşamak için ayağa kalkmadıysan, yazmak için oturmak ne kadar beyhude!” diyor. Ancak şiir okurken daha yorgun oluyorum. Bu şiirin suçu değil. Şiir okumalarında daha dağınık bir yapıya sahibim. Hatta kitaplığımda tüm kitaplar çok nizamiyken, şiirlerin olduğu raf savaş alanı gibidir hep. Şiir benim için dağınık oldukça özgür olan ve işleyen bir gerçek. Şiir seçmekte ve sevmekte zorlanıyorum, yorgunluğumun ilk sebebi bu. Okuduğum bir şiir kitabını hemen bitirmek hiç yapmadığım bir şey. Birkaç ayda bitirdiğim şiir kitapları oluyor, bazen tüm yıla yayıyorum. Üst üste aynı şairin şiirlerini okumak beni şairinden uzaklaştırıyor ve şiirine yabancılaştırıyor. Araya farklı sesler katarak, bu şiirler arasındaki ritim ve ses farklarını görmek, dillerini kavramak, şiirleri bu şekilde hissetmek bana daha sağlıklı geliyor. Yani tüm yıla yaydığım onlarca şiir kitabı oluyor ve hepsini aynı zamanda okumuş/bitirmiş ve seslerini duymuş oluyorum.
Çok nadir olmakla beraber bir solukta başlayıp ve bitirdiğim şiir kitapları da var. Bu şiirlerin sesi o kadar kuvvetli oluyor ki araya başka seslerin girmesini istemiyorum, bu şiirlerde buna müsaade etmiyor zaten gücü itibariyle.
Şiirin dağınıklığı ve yorgunluğu üzerine yazınca aklıma Sâlah Birsel’in Nezleli Karga kitabındaki bir bölüm geliyor.
“Bir şair evrensel şiirler yazdığını söyledi.
-Belleğinde kaç şiir var?
-Ezberimde hiçbir şey yok.
-Bilinçaltını şiirle dolduracaksın. Onu yapmadan yola çıkamazsın. Yoksa ne evrensel şiir yazarsın, ne de az gelişmiş memleket şiiri.
Bir kız da başarı sağlayamadığı vakitler şiirden nefret ettiğini duyurarak bir çare sordu.
-Kaç yaşındasın?
-12
-Olmadı. Altmışına gelince şiirden nefret edebilirsin. Belki de yetmişinde. Belki de hiç. Ama on ikisinde böyle bir şey yapamazsın. Hakkın yok buna.”
12-10-2023
Televizyon: Öldüren Eğlence kitabını okudum. Kitabın daha başından aldığım bir alıntı iki yazarın düşüncesini açımlarken, günümüzü çok iyi anlatmaktadır.
“Orwell’ın uyarısı, dıştan dayatılan bir baskının bize boyun eğdireceği yönündedir. Huxley’in görüşüne göre ise insanları özerklikleri, olgunlukları ve tarihlerinden yoksun bırakmak için Büyük Birader’e gerek yoktur. Huxley’e göre, insanlar süreç içinde üzerlerindeki baskıdan hoşlanmaya, düşünme yetilerini dumura uğratan teknolojileri yüceltmeye başlayacaklardır.”

Her şeye yetişmek, kısa sürede daha çok şey yapmak isterken aslında bunların hepsini yarım bıraktığımızı fark edemiyoruz. Her şey o kadar hızlı, anlık gelişiyor ki gündemi takip etmek bile zorlaşırken, takip edebilmek için harcadığımız enerji, zaman bize stres olarak geri dönüyor. Bunları takip etmek, yetişmek o kadar zorken hâlâ kaçırmamaya çalışmak delilik olsa gerek. Zamanımızı planlı ve verimli kullanmanın bizi fiziken ve ruhen iyileştireceğine inanıyorum. Bunu yapamamak, her şeye yetişmeye çalışırken, yanımızdan geçenleri ıskalamak, odağımızı da kaybetmemize sebep olacak.
“…saatin icat edilmesiyle Ebediyet de insani olayların ölçüsü ve odak noktası olma konumunu kaybetmiştir. Sonuçta, öyle bir bağ olduğu çok az kişinin aklına gelmişse bile, saatin durmayan tiktaklarının Tanrı’nın ululuğunun zayıflamasıyla ilgisinin, Aydınlanma filozoflarının yazdıkları bütün bilimsel incelemelerden daha fazla olduğunu söyleyebiliriz herhalde. Demek istediğim şu ki, saat insan ile Tanrı arasında, Tanrı’nın kaybeden taraf olarak göründüğü yeni bir konuşma biçimi doğurmuştur. Herhalde, bugün yaşasa Musa da emirlerine şöyle bir yenisini eklerdi: Zamanı temsil eden hiçbir mekanik araç yapmayacaksın.”
14-10-2023
Bugün yüzlerce çocuk katledildi. Bugün İsrail, yüzlerce Filistinli çocuğu katletti. Bugün yüzlerce çocuk katledildi. Bugün yüzlerce çocuk katledildi. Bugün yüzlerce çocuk katledildi. Bugün yüzlerce çocuk katledildi. Bugün yüzlerce çocuk katledildi. Bugün İsrail, yüzlerce Filistinli çocuğu katletti.
***
Filistinli yazar Adania Shibli’ye, İsrail’deki savaşı gerekçe göstererek Frankfurt Kitap Fuarı’nda verilecek olan ödül töreni iptal edilmiş. Tek sebebi Filistinli yazarın Küçük Bir Ayrıntı romanında Filistinli genç bir kadının İsrail askerlerinin tecavüzüne uğrayıp, katledilmesini anlatıyor oluşu. Bunun dışında bir sebebi olduğuna inanmak kör olmak demektir.
Savaşın kötü olduğunu, barıştan başka hiçbir seçeneğin anlamı olmadığını hep söyleyeceğiz. Zulümden zulüm doğar. Çocukların kan görmediği bir dünya zor olsa da imkansız değil.
16-10-2023
Kitap önerilerinin her ne kadar bazen yol açıcılığı bakımından önemi olsa da, kendi okuma serüvenini yaratmanın daha doğru olduğunu düşünüyorum. İyi ve kötü eseri kendi okuma algılarımızla bulmanın ve dış etkenlerin etkisinde kalmayarak bu yargıya varabilmenin kendi okuma serüvenimizle anlam bulacaktır. Okudukça, okuma düzeyimiz geliştikçe iyi eserlere daha hassas olacak bir düzeyi yakalayabileceğiz. Kütüphanemizi de bu anlamda daha zengin kılabileceğiz. Bunla ilgili “Bir Kütüphaneyi Arındırmak” adlı bir yazı yazmıştım.
17-10-2023
Bugün X’te Gazze’de İsrail’in yaptığı soykırımı, canlı olarak yayınladıklarını gördüm ve yüzlerce kişi izliyordu. Nereye, ne zaman bomba düşecek diye mi bekliyor bu insanlar? Kaç kişi ölecek, insanlar nasıl haykıracak bunu mu bekliyorlar? Ölümlerin artık canlı yayınlandığı ve sadece izlemek zorunda kaldığımız bir dünyada mı yaşıyoruz? Önceden insanlar öldürülüyor ve tüm dünya bunu sessiz izliyor, denirdi. Şimdi gerçekten dünya canlı izleyebiliyor. Artık sessiz değiller, üzgün emojisi bırakabiliyorlar canlı yayınlara.
18-10-2023
Savaş suçu yoktur. Savaşın kendisi suçtur. Savaş hukuku denen uydurma kurallar sadece zayıf olan taraf için geçerlidir. Savaş, toplu katliamların meşru zemin bulması için devletlerin en büyük sığınağıdır. Ulus-devlet halklar arasındaki dostluğu darbeleyen, savaş ve yıkımdan başka hiçbir şey getirmeyen bir kurum olmuştur her zaman. Dünyanın değişeceğine dair çok umudum kalmasa da barışın hakim olduğu bir cihandır hayalim.
19-10-2023
Yine, Televizyon: Öldüren Eğlence kitabından bir alıntı yapmak istedim bugün. Üzerine başka bir şey de yazmayacağım.
“İnsanlar; insanlık tarihinde ilk defa enformasyona doyma problemiyle karşılaşmışlar ve bununla eşzamanlı olarak, toplumsal ve politik etki alanlarının daralması sorunuyla yüz yüze gelmişlerdi. Bunu kendinize başka sorular sorarak kavrayabilirsiniz: Ortadoğu’daki çatışmayı azaltmak için hangi adımları atmayı planlıyorsunuz? Enflasyon, suç ve işsizlik oranlarını azaltmak için ne yapabilirsiniz? Çevreyi koruma ya da nükleer savaş riskini azaltma planlarınız nelerdir? NATO, OPEC, CIA, olumlayıcı eylem ve İran’da Bahailere yönelik gaddarca uygulamalar konusunda neler yapmayı tasarlıyorsunuz? Burada sizin adınıza yanıt verme özgürlüğümü kullanacağım: Bu konularda yapmayı planladığımız hiçbir şey yoktur. Elbette bu konuda birtakım planları ve harekete geçme gücü olduğunu iddia eden birisi için oy kullanabilirsiniz. Ne var ki yalnızca iki veya dört yılda bir saatlik zaman harcayarak yapabileceğiniz bu eylem, sahip olduğunuz çok çeşitli fikirleri ifade etmek için yeterli bir araç olarak görülemez. Hatta şunu da söyleyebiliriz ki, oy kullanma politik açıdan aciz durumda olmanın sondan bir önceki sığınağıdır. Son sığınak da elbette düşüncelerinizi size soru soran bir anketöre aktarmak olur. Anketör alacağı yanıtlarla olmuş bitmiş bir soruna ilişkin bir yorum çıkararak daha sonra onu benzer düşünceler çağlayanına karıştırıp hepsinden yeni bir haber elde edecektir. Demek ki burada kocaman bir acizlik ilmeğiyle baş başa kalırız: Haberler, zaten onlarla ilgili daha fazla haber aktarmaktan başka hiçbir şey yapamayacağınız çeşitli düşünceleri sizden alır ve siz de buna karşı hiçbir şey yapamazsınız.”
20-10-2023
Bir mekânın, zamanın, ülkenin üzerimizde yarattığı duyguyu sadece uzaktan, aynı zamanda da derinden yaşamanın ağırlığını edebiyatla sırtlanabilirsek zamana ve mekâna sığmayan, boyun eğmeyen eserler yaratabiliriz demektir.
