ongünlük 6

doğu Kaşka |

“Kanun acımasızdır. Katil ve kurban yaratır. Yine aynı Kanun hem katili hem de kurbanı aynı sofrada bir araya getirir.” 

27-11-2023 

Arnavut dağlarında yüzyıllardır süregelen Kanun ve töre, kendi ülkemizde yaşanan kan davalarından çokta uzak değildir. Abisinin katilini öldürüp intikamını alan Corg artık kendisi kurbandır. Herkesin bildiği, tahmin ettiği ve acımasızca beklediği ölümler silsilesidir bu. Kurban olan tarafta, katil olan tarafta bunu beklemektedir. Çünkü katil hangi taraf olursa olsun aynı zamanda kurbandır da. 

Uzun süre bu konular üzerinden Corg tartışır babasıyla. Ona gösterilen ve dayatılan tek bir şey vardır, intikam almak. Dışarıya astıkları abisinin kanlı gömleğindeki kan ‘zamanla’ sararmıştır. Ancak bu gerçeğin, ölenin intikam istediğine yoran bir inanış karşısında hiçbir anlamı yoktur. Toprak altında acı çektiği ve intikam istediği için kan sararmaktadır ve intikam alınmayana kadar, ölen kişinin ruhu rahatlamayacaktır. 

Corg içten içe Kanun’u ne kadar sorgulasa da, toplumun tüm baskısını üzerinde hisseder. Bu cinayeti işlemek zorunda olduğunu bilir. Çünkü kaçıp gitmeye cesareti yoktur. Kanun’la yaşamayan insanların olduğunu bilir ama bu hiç bilmediği bir yaşam olduğu için nasıl yaşayabildiklerini hayal dahi edemez. Toplum Kanun’a çok bağlıdır. Kurallar ilahi birer söz olarak ele alınır. Kurala uymayan bir kişi yüzünden tüm aile bile cezalandırılabilir. Katı ve serttir. Hammurabi kanunları dahi Kanun karşısında hafif kalır. 

İki aile arasındaki cinayetler silsilesinin başlangıcıysa çok tuhaftır. Her şey bir gün bir kapının açılmasıyla başlar. Bir misafir, zamanında Corg’un dedelerinin kapısını çalar. Misafir Kanun’a ve geleneklere göre aileden daha üst bir konumdadır. Misafiri eve buyur eder, yedirir, içirir, yatırırlar. Bu misafir de kendi kanlılarından kaçmıştır. Bir gün evden ayrılmak için yola çıkar, köyün sınırına kadar dedesi eşlik eder ve bir anda biri çıkar. O zamana kadar misafiri takip etmiş ve ortaya çıkmasını bekleyen kanlısıdır bu kişi. Oracıkta adamı öldürür. Dedesi öldürüldüğünü gördüğü için Kanun’a göre misafirin intikamı ona düşmektedir. Eğer öldürülürken görmemiş ve sırtı dönük olsaydı intikamını almak zorunda kalmayacak ve bugün Corg katil olamayacaktı. Ancak eve kabul edilen bir misafir, iki aile arasında yüzyıllar sürecek bir husumetin başlangıcı olmuştur. 

Kanun çok sert ve nettir. Corg abisinin katilini öldürdükten sonra kurbanın evine gitmek ve ölünün hayrına dağıtılan yemeği yemek zorundadır. Bu Corg’a çok ağır gelir. Yine de Kanun’a karşı çıkamayacağını bildiğinden gider ve az önce öldürdüğü adamın ailesiyle beraber aynı sofraya oturur.  

Katil ve kurban ailesi arasında otuz günlük sürecek ateşkese varılır ve bu ateşkes için Corg kan parasını ödemeye Kanun’un idari merkezine doğru yola çıkar. 

Kanun araştırmacısı olan ünlü yazar Besian ve eşi Diana, balayı sebebiyle başkentten dağlara gelmiştir. Burada Corg’la yolları kesişir ve bu yol üzerinde onlarca Gjakla1 karşılaşırlar. 

Gördükleri dağlıların kollarındaki siyah kurdele ölüm işaretidir. 

Diana “Bu korkunç!” diyerek tepkisini gösterir ancak sonrasında, 

“Yani hem güzel hem de korkunç demek istedim.”

diyecektir. Besian buna karşılık,

“Evet, doğru. Trajik derecede güzel ya da fevkalade trajik, hangisini tercih edersen.”

diye cevap verir. 

Bu durum yol boyunca devam eder. Yolda karşılaştıkları kollarındaki siyah kurdeleli dağlılar, Kanun’un idare merkezine gidenlerdir. 

Besian, dağlıların yaşadığı bu bölgeyi tanımlaması dikkat çekicidir.

“Ölüm kurallarının yaşam kurallarından önce geldiği bölge.” 

Gördükleri siyah kurdeleleri dağlıların sayısının artmasından dolayı bunu söyler. İşin tuhaf taraflarından biri de siyah kurdele herkes için aynı anlamı ifade etmektedir. Öldürmek isteyen ve öldürülecek kişiler için de aynıdır. Çünkü katil, bir sonraki cinayetin kurbanıdır. 

“Dünyanın başka hiçbir yerinde, kesilmek üzere işaretlenmiş ağaçlar gibi, üzerlerinde ölüm işareti taşıyan insanlarla yolda karşılaşmak mümkün değildir.” 

Kanun acımasızdır. Katil ve kurban yaratır. Yine aynı Kanun hem katili hem de kurbanı aynı sofrada bir araya getirir. İntikamını almayan aile lanetlenir, küçümsenir, dışlanır. Kanun’un ölümleri bitirmek gibi bir derdi yoktur. Ölümleri kendi kontrolü altına almak ve bu düzeni kendi sınırları ve katılığı içinde devam ettirmekten öte bir anlam taşımaz. Başka bir yaşam fırsatı veya başka bir ölüm şekli tanımaz.

“Bir sınır haline gelen mezar, Kanun’a göre kıyamete kadar kimse tarafından yerinden oynatılamaz,” diye devam etti Besian, “orası artık kan ve ölümle kutsanmış bir sınırdır.” 

Bir otlakta, tarlada veya mülkte, kişinin öldüğü yer sınırı belirler. Ötesine geçilmez. Kanun bunun içinde oldukça nettir.

“Bir sınır anlaşmazlığı sırasında cinayet işlendiğinde, mezarın yeri bir sınır görevi görür.”

Yaşamak için hiçbir kural yokken ölüm için kurallar çok çeşitlidir. Ölüm kutsanır ancak yaşamanın bir anlamı yoktur artık. Böyle bir yaşamın değeri de yoktur. Diana buna karşı tepkisini, 

“Ölmek için ne çok fırsat var!”

diyerek dile getirir. 

Bu sınır ölümle belirlenirken, çocuklar buna şahit edilir. Uzun yıllarca yaşatmak ve olayın anısını canlı tutmak için bu yol izlenir. Bunu izleyen ve şahit tutulan çocukların Kanun’u devam ettireceği aşikardır. 

Ekili araziler ve kan davası yüzünden ekilmemiş araziler vardır. 

“Alacak intikamı olan insanlar topraklarını işliyordu, çünkü öldürme sırası onlarda olduğu için kimse tarafından tehdit edilmiyorlardı ve tarlalarına özgürce gidebiliyorlardı; öte yandan ödenecek kanı olanlar topraklarını işlenmemiş halde bırakıyor ve kendilerini korumak için sığınak kulelerine kapanıyorlardı. Ancak bu durum, alacaklıların cinayet işlemesiyle tersine dönüyordu.” 

Öldürme sırasını fırsata çeviren taraf bazen intikamı geciktiriyor ve olabildiğinde mısır depoluyor. Cinayet işlendikten sonra tarlayı ekemeyecekleri gerçeği karşısında alınan tedbir intikamı geciktirmek oluyor. Bu akıl almaz Kanun kan akıttığı gibi insanın kanını donduruyor. 

Besian ve Diana’nın Corg’la karşılaşması ilk defa handa olur. 

“Yakınlarda çok solgun, genç bir dağlı gizli gizli onlara bakıyordu. Koluna siyah bir kurdele bağlanmıştı.”

Bu bakışı unutamayacak olan Diana, daha sonra tekrar Corg’u düşünecektir. 

Corg içinde olduğu bu durumu içten içe kabullenememektedir ve ölüm korkusuyla yaşamaktadır. Buna ne kadar yaşamak denebilirse. Korkuyordur. Corg mezara bakarken kendi kendine düşünüyordu. 

“Bu… şeyden geriye kalandı (diğerinin hayatından demek istiyordu), ama içinde şöyle düşünüyordu: Kendi hayatından geriye kalan şey bu.”

Doğruydu. Çünkü abisinin katilini öldürdüğünde, kendi hayatından geriye kalan tek şey ölüm olacaktı. İntikam, başka bir intikamı getirecekti. Bunu biliyordu ve başka çaresi yoktu toplum ve ailesinin baskısı karşısında. Tetiği çektiği anda aynı zamanda silahı kendine de doğrultmuş olduğunu biliyordu. 

Ölüm korkusuyla yaşayan Corg için günler daha hızlı geçmektedir ve otuz günlük ateşkesin süresi hızlıca dolmaktadır.  

Diana, Corg’u kastederek kocasına sorar, 
“Ona tanınan ateşkes nisan ortasında sona eriyordu, değil mi?” 
“Evet,” dedi, “bu doğru. Evet, evet, doğru, nisan ayının ortasında.” 
“Nereden aklıma geldi bilmiyorum,” dedi gözlerini camdan ayırmadan. “Birdenbire, öylesine.” 

Corg’un da aklında Diana vardı. Bir ölümü düşünüyor ürperiyor, bir dağ yolunda etrafı gözlüyor tekrar onunla karşılaşabilmek için. Besa’nın süresi dolmak üzeredir ve hâlâ köyüne neredeyse bir günlük yol vardır. Ana yoldan gidemez artık, sığınacak ve gizlenecek bir yer bulmak zorundadır. 

Yolda karşılaştığı kolunda siyah kurdele olan başka bir adamla konuşur. Adam öküzünü satmadan kendini kuleye kapatmak istemediğini söyler. Siyah arabayla bir peri gibi bir kadın gördüğünü anlatır. Diana’dır bu. Corg nerede olduğu öğrenir adamdan ve hemen adamın gösterdiğine yöne doğru yola koyulur. Ancak bu yürüyüş çok uzun sürmez. 

Kanlısı ona seslenir ve arkasından vurur. Corg yere yığılır. Katil aynı zamanda kurbandır. Öldürdüğü kişinin mezarı başında “Kendi hayatından geriye kalan şey bu.” diye düşündüğünde geleceğini gören Corg, şimdi kendisi son nefesini veriyordur. 

“Uzaklaşan ayak seslerini hâlâ duyabiliyordu, bunlar kimin ayak sesleri diye iki-üç kez kendi kendine sordu. Tanıdık ayak sesleri oldukları izlenimine kapıldı. Evet, onları iyi tanıyordu, tıpkı onu döndüren eller gibi. 17 Mart’ta, Brezftoht yakınlarındaki yolda… Bir an için bilincini kaybetti, sonra ayak seslerini duydu ve ona yine kendi ayak sesleri gibi geldi: Koşan kendisiydi, başka kimse değildi, arkasında, yolda yatan, az önce vurduğu kendi bedenini geride bırakıyordu.” 

  1. Kanun’a göre kan davalısını öldüren kişi.  ↩︎

Yorum bırakın

bilmediğim bir şeyler var. biliyorum, koparırsam yeşilliği, ölecek. / sohrab sepehri