ongünlük 9

doğu Kaşka |

“Bir balığın ömrünü yıllarca sırtımda taşımışım.” 

20-12-2023 

Bazen, özellikle şiirlerimde, aklıma düşen ve şiirlerimde adı geçen birkaç hayvan ismi oluyor. Önceleri çok bilinçli bir tercih değildi bu, içimden, aklımdan öyle geliyordu. Bir süre üzerine düşündüm “neden bu hayvanlar,” diyerek. Sonrasında zihnime düşen bu hayvanlara karşı ya bir özrüm ya bir özlemim ya da bir hikâyem olduğunu fark ettim. Yazarken bunların ayırdına bazen varamayabiliyor insan. Bilinçaltımızda yer eden, unuttuğumuzu sandığımız bu tür şeyler bir şekilde kendini dışa vurmayı beceriyor. 

Küçükken hep bir balık beslemek istediğim için, aileme haber vermeden, çünkü istemeyeceklerini düşünüyordum, petshop’a gidip balık almıştım. Ancak param az olduğu ve yetmediği için o dükkanın sahibi bana çöp balığı vermişti (yanımdaki arkadaşım iki tane Japon Balığı almıştı, sanırım o zaman biraz kıskanmıştım). Yine de tüm sevincim, heyecanımla beraber eve gitmiş, akvaryumum olmadığı için derin bir salata tabağına su doldurmuş ve balığı da oraya koymuştum. O balığa olan sevgimin yoğunluğu, saatlerce onu izlememe, hareketlerini takip etmeme sebep olmuştu. Bu sebebin, onu öldüreceğini bilemezdim. Şöyle ki, içimdeki sevgiyi bastıramadığım için, çocuk aklıyla, arada balığı sudan çıkarıp öpüyordum. Avucumun içinde onu izliyor, konuşuyor, okşuyor, öpüp tekrar suya bırakıyordum. Birkaç gün bu böyle devam etti. 

Bir gün okuldan döndüğümde balık ölmüştü. Balığı benim sevgimin öldürdüğünü o an fark edememiştim tabii ki. Sadece üzüldüğümü ve bir daha beslemek için balık almadığımı biliyorum. Çünkü balığa bakmayı beceremediğim için öldüğünü düşünüyordum. Oysa onu öldüren, avucuma sığdırdığım sevgiydi. 

22-12-2023 

yazdığım şiirden bir cümle: 

bir balığın ömrünü yıllarca sırtımda taşımışım. 

24-12-2023 

Bu ülkeye barış ve huzurun hakim olduğunu ne zaman göreceğiz?  

26-12-2023 

Bir şeye bakmakla, görmenin aynı şey olmadığını söylemek yanlış olmaz. Bakmak ve görmek bize aynı anlamı vermez. Baktığımızda göremediğimiz onca şey vardır oysa o oradadır, görünürdür, görmeyi bilmiyoruzdur. Görmeyi öğrendiğimizdeyse, var olan ne kadar saklanmaya, yok edilmeye de çalışılsa, gözümüzün önündedir. Alpaçino’nun mükemmel oyunculuğuyla izleme hazzını üst seviyede tutan Kadın Kokusu filmi, bu açıdan önemli bir yapıt. 

Bunca gürültü ve kalabalık arasında ödüller bir yazarın/şairin görülmesi açısından iyi bir seçenek olabilir. Ancak kesinlikle bu onaylanmak anlamına gelmez. Benim açımdan bu böyle en azından. Ödüllerin yazar/şair olduğunuza dair onaylama gibi bir yetkisi yoktur. İyi ya da kötü olduğunuzu yine ödül sahibi olmak belirlemez. Her ödül alan eserin iyi olmadığını gördüğümüz gibi onlarca nitelikli eserin ismi ödüllerle arası bozuk olabiliyor. Ülkemizde okurdan çok yazar/şair olduğunu söyleyenler haksız sayılmaz. Aynı zaman da artık herkesin düzenlediği bir ödüllü yarışma var. Yazar ve şairlerden çok, ödüllü yarışmalarımız olacak gibi duruyor. Herkesi ödül sahibi yapmaya ant içmiş gibiler. Kimi ödüller teşvik edici olabilir ancak kimi ödüllerinse amacını dahi anlayamıyoruz. Yeni yeni ortaya çıkan bazı edebiyat yarışmalarına para ödenmeniz istenebiliyor. Bazı yarışmalarsa şiirinize puan verilebiliyor. Bir şiir nasıl puanlanır, kim biliyor? Bir şiir puanlanabilir mi, kim söylüyor?  

Sanat, edebiyat bu durumda bir metaya dönmekten kurtulamıyor. Edebiyatın içi boşaltılırken, anlamsız bir doluluk dayatılıyor. Yeniye karşı çıkış yok çünkü yeni bir şey yok. 

27-12-2023 

Edebiyatın içinin boşaltılması, tam olarak yönelttiğim eleştiriyi tanımlıyor mu, yoksa zayıf mı kalıyor bunu düşünürken, aslında bu tanımın hiçbir şeyi anlatmadığını söyleyebilirim. Anlam ve değerlerin katledildiği, bize sadece verili olanlar üzerinden görmemizin, anlamamızın, söylememizin ya da yazmamızın dikte edildiği bir vaktin ağırlığını omzumuzda duymadıkça, herhangi bir tanım, tam anlamıyla bizi sonuca götürmeyebilir. Salt duygularımıza dayanarak hareket etmemizin edebiyata bir kazanımının olmayacağını düşünüyorum. Sadece teknik, sadece duygu, sadece öfke tek başına anlam ifade etmez. Bu anlamda edebiyatı ileriye taşıyacakların, kuramcıların değil, yazarların/şairlerin olacağı gerçeğiyse göz ardı edilemez.  

29-12-2023 

Bir konuya en uç yorumu getirmeye çalışmak ya da en anlaşılmaz analizi yapmak bir derinlik katmadığı gibi var olan bir anlamı daha da muğlaklaştırmaya, bulanıklaştırmaya ve hatta bazen yok etmeye kadar götürebilir. Aslında bu tür bir çabanın, zayıflığını bastırmak isteyen bir özgüvenden ileri geldiğini düşünüyorum. Bir konuyu bulanık cümlelerle dile getirmek, önümüzde duran anlamı tersine çevirmek daha derinlikli bir algı yaratsada suyu kurumuş bir kuyunun kör derinliğinden başka bir değer taşımaz. Her konuya aşırı duyarlılık geliştirmek de buna yol açabiliyor. Edebiyattan, sanattan veya herhangi bir konudan tartışırken konuyu her zaman ülkedeki diğer sorunlara getirmeye çalışmak veya başka bir şeyin gündemimizde olmaması gerekirmiş gibi bir algı yaratmak yine bu bulanıklıkla alakalı bir durum. Ekonomik, sosyolojik, kültürel sorunlar veya afet gibi durumları en derinden yaşadığımız bu zamanlarda, çözüm her saniye aynı dertleri düşünmek değildir. Ancak bazı kişilerin özellikle sosyal medyanın getirdiği rahatlıktan ötürü, her tartışmanın altına “asıl gündemimiz bu olmalı,” diyerek tartışmaların önünü kesmeye veya başka bir yere çekmeye çalışmalarının pek bir değeri yok. Belki de bu tür dertleri aşabilmenin bir yolu da başka konular üzerinde tartışabilmemizden geçiyordur. 

Yorum bırakın

bilmediğim bir şeyler var. biliyorum, koparırsam yeşilliği, ölecek. / sohrab sepehri