“Gerekirse çölün sonuna kadar gidip sana kar bulacağım.”
30-12-2024
Kısa bir ara vermek isterken bu ara bazı sebeplerden ötürü planladığımdan uzun sürdü. Yine de bu ara benim için önemliydi. Yazmak istediğim öykülere tüm ruhumla yoğunlaşmışken farklı bir yazı dahil etmek istemedim. Bu yazıları ne kadar seversem seveyim, bu kısa ara gerekliydi. Şimdi de öyküleri yazarken araya bir şey dahil etmek iyi gelecek. Bunu yazma sürecime göre belirlerken en iyisini nasıl yaparım diye düşünüyorum sadece. Arada dinlenmek kadar kendini yormak da önem kazanıyor. Sadece her on günde bir yayınlamak yerine, her ayın 10’unda bir defa (istisnalar da olabilir ve bir ay içerisinde 2-3 ongünlük yayınlayabilirim) yayınlayacağım bu yazıları.
***

Yüzyıllık Yalnızlık romanının dizi olmasını Márquez’in vasiyetini hiç düşünmeden heyecanla karşıladım. Çünkü bu etik meseleler edebiyat anlamında, eğer birinin hayatına zarar vermiyorsa, birilerini olumsuz anlamda etkilemiyorsa, yazarların egosuna verip kulak ardı etmek gerekiyor gibi geliyor bana. En çok verilen örnek Kafka’nın “yak” emridir. Kafka’yı okuyan, etkilenen yazarlara veya okuyuculara sorsaydık, onlar Max Brod’un yerinde olsaydılar yakarlar mıydı onca müsveddeyi? Sanmam. Şahsi olarak cevaplayacak olsam, ben de yakmazdım. Márquez’in, bu romanın sinemaya uyarlanmasını istemiyorum, dediğini değil de romanı yazdıktan sonra oğullarına “bu romanın kitaplaştırılmasını istemiyorum, ben ölünce imha edin,” dediğini düşünün. Böyle bir romanın gerçekten imha edilmesi mi etik olurdu yoksa vasiyete karşı çıkıp basılması mı? Dediğim gibi bu tür yazar egoları olması çok normal. Eğer birine zarar vermiyorsa, duymazdan gelmek daha doğru gibi. Edebiyatın kendisi sıradan bir aklın işi olamazdı zaten. Ancak yine de içimde hep bir “acaba?” sorusu vardı. Hâlâ var çünkü diziyi izlemedim. Kitabı okumuş olmama rağmen, tekrar etmeden, diziye başlamak istemedim. Yaklaşık 2 sene önce okumuştum ve diziyi izlersem, aklımda dizideki haliyle kalmasından çekindim. Filmler zamanla aşınabilir, teknikler değişir daha kaliteli kameralar çıkar, bir sürü şey olabilir ama bir kitap eğer Yüzyıllık Yalnızlık gibi iyiyse asla aşınmaz. Ki üzerinden yüz seneden fazla geçen kitapları hâlâ aynı heyecan ve güncelliğini korur bir şekilde okuyoruz. Hatta bazı roman ve öyküler film oluyor ve sonra tekrar film oluyor, ardından bir başkası yine film yapıyor. Ama roman veya öykü aynı şekliyle, tek cümlesi değişmeden, gücünü kaybetmeden yerinde duruyor. Tüm heybetini gösteriyor.
31-12-2024

2006 yapımı Saman Salur imzalı Cenaze İçin Bir Kaç Kilo Hurma, “Chand Kilo Khorma Baraye Marassem-e Tadfin” adlı bu film İran’ın artık pek işlek olmayan bir yolunda benzin satan iki kişiyi merkeze alır. Bu film üzerine yazmak istemiyorum aslında. Herkesin izlemesinin daha iyi olacağını düşünüyorum. Çünkü yazarsam, her şeyini anlatacakmış gibi hissediyorum. Yine kısaca birkaç cümle yazacağım üzerine. Eski dövüşçü Ağa Sadri ve yardımcısı Yadi bir yol kenarında unutulmuş, tüm dünyayla bağlantıları kopmuş, arada oraya uğrayan bir postacı ve ölü gömücü dışında ziyaretçileri olmayan yalnız ve aşık iki kişidir. Ağa Sadri’nin arkadaşı ölü gömücü ile afyon içer, sohbet eder. Yadi’yse aşk mektupları yazar, bunları postacıyla sevdiği kadına götürmesini ister. Postacı rolündeki kişi Monsen Namjoo’dur. İkisi de yol kenarına itilmiş, iki zavallıdır. Çaresizdir. Yadi bir kere gördüğü, Ağa Sadri’yse arabayla kaza geçirmiş, ölü bir kadına aşıktır. Cenazesinin çürümesinden korkar, karlar artık eriyordur. Bu yüzden güneşten nefret etmeye başlar. Yadi’ye karşı kaba ve sevgisiz görünen Ağa Sadri, içinde büyüyen zavallıya karşı acımasızdır aslında. Güç, güçsüzlükten gelir kimi zaman. Ancak ölü kadınla konuşurken “Gerekirse çölün sonuna kadar gidip sana kar bulacağım.” demesi ince ruhunu yansıtır bize. Hikâye böyle anlatılır, dedirten bu film izlemeyen herkese önerimdir. Özellikle İran filmlerini seviyorsanız.
01-01-2025
Bize ne getireceksin? Savaş mı barış mı? Mutluluk mu, şehirlerin bombalanmasını mı? Kin mi, nefret mi? Yoksa sevgi mi? Ya umut?
05-01-2025

Murat Çelik’in ilk romanı Bazı Günlerin Sonu iyi bir roman. Kışın Herkes Dürüsttür öykü kitabını okuduğumda sevememiş ve zayıf bulmuştum. Bir yazarı ilk okuduğum kitabının yarattığı önyargıyla bu romana başladım. Ancak bir metin iyiyse kendi yolunu çizdiği için hiçbir önyargıyı da dinlemiyor ve kendini ispatlıyor. Murat Çelik bu romanla çok iyi bir iş başarmış. Bir romanda diyalog varsa ve yoğunsa, özellikle diyalogların samimiyeti daha da önem kazanıyor. Bazı Günlerin Sonu bunu hakkıyla yerine getirmiş. Dil duru ve sakin. Hikâye var. Bir hikâyesi yoksa, ki son zaman öykülerinin bile hikâyesi eksikken, neyi anlatacak roman? Dili kuvvetli ama bir derdi olmayan romanları okumak bana haz vermiyor. Belki o anlık hoşuma gidebilir ama sadece o anlık. Murat Çelik ise dili iyi kullanıp, diyalogları güçlü ortaya koyarken, hikâyesini de sağlamlaştırmış. Bu karakter bunu der, bu küfrü eder, bu hareketi yapar. Gidip su dökmez, etin suyunu çıkarır.
Kitabı inceleme adı altında burada özetini çıkaracak değilim. Yaptığım bir inceleme de değil zaten. Sadece son zamanlarda okuyup -çağdaşlarımızdan- sevdiğim bir romanı anmak ve birkaç kelâm etmek istedim. Okuyucusunu bulması dileğiyle.
07-01-2025
İyi veya kötü, inanırız veya inanmayız ancak bir süreç yaşanıyor. Eğer savaş ve kan duracak barışın, baharın geldiğini göreceksek neden olabilme ihtimalini düşünmeyelim? Tabii ki bir şeylerin bir anda düzeleceği, güllük gülistanlık olacağı yok. Buna inanmakta aptallık olurdu. Var olan duruma körü körüne inanmak bile kötülük olur. Ancak aydınlarımız bu süreçte ne yapıyorlar? Olayın magazinsel taraflarıyla ilgilenip, asıl odaklanılması gereken meseleleri bulanıklaştıranların değirmenine su taşıyorlar. Birilerinin konfor alanının bozulduğunun farkındayım. Bu yüzden yaşanan süreci küçümseyecek tavırlar içerisinde oluyorlar. Bizimde boş, kuru vaatlere inandığımız yok tabii ki. Yine de barış ihtimalinin konuşulması bile gözlerimizi dört açmamız için önemli değil mi? Yazılıp çizilenleri gördükçe Barış Ünlü’nün Türklük Sözleşmesi kitabının okunmasının ne kadar da önemli olduğunu anlıyorum. Okumadıysanız eğer önerimdir.
