“Munzur suyu, o ağlayış ve çığlıkları gizliyor hâlâ.”
15-01-2025
Uzun zamandır yürüyüşe çıkmıyorum. Oysa yürümeyle yazmanın birbiriyle bir bağı olduğuna inanmışımdır hep. Yazmak konusunda sıkıntı çekmesem de yürümeye vakit bulamıyorum. Belki de bahaneler üretiyorumdur. Bu üşengeçliği üzerimden atmam gerek. Yürürken gördüklerini, düşündüklerini not almak bile ilham verici olabiliyor kimi zaman.
16-01-2025
Her şeyi söylemeyi istemenin, sonsuz bir yaşamı elde etme yani ölümsüz olma arzusuyla bir alakası var mıdır? Özellikle edebiyatta çıkıyor bu ortaya. Her şeyi söyleme, anlatma kaygısı. Oysa sonsuzluk veya ölümsüzlük bu her şeyi söyleme ve anlatma arzusundan beslenmiyor gibi geliyor bana. Her şeyi değil, bildiğin üzerinden doğru söylemler oluşturmak daha anlamlı. Zaten çağımızın en büyük problemi de bu, her şeyi söylemek. Her konuda, hakim olduğun bir alan olmasa dahi fikir beyan etmek. Konuşmak, çok konuşmak. Gürültü çıkarmak ve bunun üzerinden bir varlık yaratmak. Roland Barthes’in “Faşizm konuşma yasağı değil söyleme mecburiyetidir,” sözü bu durumu çok iyi açıklıyor.
17-01-2025
Ongünlük 21’de “barış ihtimalinin dahi değerli olduğu” üzerine birkaç kelâm etmiştim. Ancak yine de şunu biliyorum, barıştan bahsederken bile, hakaret etmeye devam ediyorlar. Barıştan bahsettiğimiz için mecbur kaldığımız algısıyla, küçük düşürücü bir tavra bürünüyorlar. Bu küçümseyici tavrı barışın savaştan değerli olduğunu bilen ve inanan biri olarak kabul etmiyorum. Etmem de tabii ki. Bir gaflete düştüğümüz yok. Barış derken diğer taraftan üzerimize bomba yağdırmaya devam ediyorlar ama bunun hiçbir faydası yok. Olsaydı bugüne kadar olurdu. Özellikle bu saatten sonra hiç olmaz. Ne dünya eski dünya ne de Kürtler eski Kürtlerdir. Edebiyatçıların, aydınların da bunun için yazıp, çizmesi önem kazanıyor. Yoksa ırkçı ve ayrıştırıcı söylemlerin her geçen kaybettirdiğini artık görmemek, körlüğün ötesinde bir anlam ifade ediyor.
31-01-2025
Çocuk kitapları beni neden bu kadar heyecanlandırıyor?
*
Ziyan oluyoruz. Bir yerlere sıkışıp kalma hissi insanı yiyip bitiriyor. Bu ülkede o kadar kaygıyla yaşıyoruz ki, geçim kaygısı bile ilk sırada yer almıyor artık. Yaşam kaygısı daha yüksek. Çünkü yürürken, otururken, balkonda etrafı izlerken veya tatilde kaldığın otelde ölebilirsin. Çay içmeye gittiğin cafe, traş olmaya gittiğin kuaför kurşunlanabilir. En kötüsü de kimsenin ceza almayacak olması.
01-02-2025

Ev üzerine düşünmeyi seviyorum. Evin sadece dört duvardan ibaret olmadığını çok iyi biliyorum. Ev hapsolmak kadar özgürlüğün başladığı yer aynı zamanda. Gaston Bachelard’ın Mekânın Poetikası kitabı bu açıdan çok besleyici. Evin sadece mekân olarak değil, bireye ve topluma kattıkları üzerinden bir çözümleme yapıyor. Bunu şiir üzerinden felsefeyle bağlantısını kuruyor. Tekrar tekrar okunabilecek bir kitap.
03-02-2025
İyi metni bulup okumak şu zamanda daha zor sanırım. O kadar çok kitap basılıyor ki, hepsine zaman ayırmak, okumak, fikir geliştirmek neredeyse imkansız. Bu biraz daha eski ve emin olduğumuz kişileri okumaya itiyor. Yine de kökten bir ret etmeyi, yeni kitaplara sırtını çevirmeyi doğru bulmuyorum. Kendi okuma serüvenimizi yaratmayı becerebiliyorsak eğer bu tecrübeyle iyi kitabı da bulabiliriz. Tüm kitapları sonuna kadar okumak gibi bir zorunluluğumuz yok. Bazen ilk 20 sayfa bile yetiyor bir kitabın iyi olup olmadığına karar vermek için. Bazen de iyi bir okuyucu olduğuna inandığımız insanların önerilerini dikkate alıyoruz. Belki de birileri bizim önerdiklerimizi dikkate alıyordur. Her kitaba şans veremeyiz zaten. Sosyal medyanın yazarı da (yaşadığı her anı paylaşıyorsa özellikle) görünür kılması, duruşu, yaklaşımı, tepki veya tepkisizliği hatta paylaştığı herhangi bir gönderi dahi bir önyargı oluşmasına yeterli olabiliyor. Bu bile kitabı elemeye sebep oluyor kimi zaman. Bu gerçeği görmezden gelmek doğru olmaz.
06-02-2025
Dersîme giderken, insanların konuştuklarını dinliyorum sadece. Biraz ilerliyoruz arabayla ve bir uçurum kenarında “38’de buradan atmışlar insanları,” diyorlar. Biraz daha ilerliyoruz “bu evler katliamdan sağ kurtulanların evi,” diyorlar. Her adımda başka bir acı ve katliamın izi var. Hiçbirini unutmamışlar. Dağ, aşağıdan akan su, sesler… Bunlara odaklanmıyorsun, bakınca gözünün önünde acı çeken insanların yüzleri geliyor. Munzur suyu, o ağlayış ve çığlıkları gizliyor hâlâ. Duyuyorsun. Duymamak elde değil. Gülümsüyorlar ama görüyorsun o burukluğu. Ben gülümseyemiyorum bile. Sadece hızla geçtiğimiz yola, dağların zirvelerine bakıyoruz. Herkes susuyor. Su akıp gidiyor. Bir sessizlik. Munzur suyu bile sessizleşiyor sanki. Kar usul usul yağmaya devam ediyor.
09-02-2025
Evde ne kadar çok kitap olursa o kadar evin sıkış-tıkış olacağını ve toz toplayacağını düşünüp, okumamayı tercih etmek…
