“Herkesten bir yazar yaratacağız.”
16-02-2025
Çomak’ın ömrüyle bedel ödediğini hepimiz biliyoruz. Ancak hayatının bundan sonraki kısmı için zindanda tutsak olduğu yıllara göre mi değerlendirme yapmamız lazım? Bunu dayatanların Çomak’ın iyiliğini istediğini sanmıyorum. İyi niyetlilerse bile bu kötü bir sonuç doğuracaktır ileride. Hakaret edenleri bir kenara koyuyorum, onları ciddiye almaya dahi gerek yok. Ama en küçük bir eleştiri getirenlere bile “30 yıl zindan da kaldı, bedel ödedi,” diyerek susturmaya çalışmak yine Çomak’a kötülük etmekmiş gibi geliyor bana. Zindan gerçeği var ama bunu ne iyi ne de kötü dile getirmemenin daha doğru olduğunu düşünüyorum. Bunu haksız yere ömrünün çalınmasını, zindan gerçekliğini ve çözümlemelerini yapmaması anlamında söylemiyorum. Her şeye karşılık “o bedel ödedi, hapis yattı,” demenin doğru olmadığını düşünüyorum. Evet, bunları hepsi gerçek ama bundan sonraki hayatını da çalınan 30 senesine göre mi değerlendirmek veya yaklaşmak lazım? Yaptığı bir konuşma, ortaya koyduğu bir eser karşısında yanlışlar varsa eğer eleştirmeyip geri mi durmamız lazım? Asıl kötülük bu değil mi? Bedel ödeyen insanların da yanlış söylem ve düşünceleri olabilir. Sonuçta bir insan. Duymazdan gelmek mi gerekir? Hepimiz yanlış düşünce ve fikirlere sahip olabiliriz. Kimi zaman kimi olaylar karşısında yanlış tepkiler verebilir veya bazı olayları yanlış değerlendirebiliriz. Bunu herkes yapabilir. Bunu böyle görmenin daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Diğer türlüsü anlamsız bir polemik yaratmaktan başka bir işe yaramayacak.
19-02-2025
Ne zamandır sadece sömürgecilik üzerine okumak istiyordum. Sömürge edebiyatı kadar sömürge üzerine yazılan yazılar da dikkatimi cezbediyor. Dün okumaya başladım. Birkaç kitabı üst üste yığdım. Afrikalı bazı yazarların romanını da okumayı düşünüyorum, faşizm ve düşmanlık politikaları üzerinede. Sonra da oturup yazmak istiyorum. Zaten zamanımın çoğu çalışma odamda kitaplarımın içinde geçiyor.
Edebiyatın hafıza yaratma yönünü seviyorum. Bu bir güç. Egemen olanların karşısında çaresiz kaldığı nadir güçlerden hem de. “Ne yazılabilir ki?” diye sormaya devam edebiliriz ama hayat devam ediyorsa hep yazılacak bir şey vardır. Hafızayı kaybetmemek için bu önemli. Belki de bu yüzden sömürgecilik üzerine olan metinler dikkatimi çekiyordur. Ülken işgal altındaysa özellikle anlam kazanıyor bu. Bir anlamda da içinde bir isyanı barındırıyor. Sömürgeyi ifşa etme, unutmama ve bir hafıza yaratma arzusu yaşamak için isyanı diri tutuyor. Edebiyat çok güçlü bir alan sunuyor. Kurmaca metinlerin taşları nasıl yerinden oynatabildiğini görüyoruz.
Sömürge insanı bir zaman sonra nesneleşir, özne olmaktan çıkar. Kendi gerçekliğinden her anlamda uzaklaşır. Bu insanı yeniden kazanmanın, en azından sarsmanın yolu belki de bu sömürüyü ifşa eden, portresini çıkaran kurmaca eserlerden geçer, diye düşünüyorum. Bir insana teorik olarak bunları anlatmak zor olabilir ama iyi bir roman tokat gibi tüm gerçekliği gösterebilir. Hafıza yaratma meselesi burada devreye giriyor.
23-02-2025
Atölyeler artık yetmiyor galiba. Daha doğrusu, müşteri yetmiyor. Öykü atölyesi tamam, yaratıcı öykü atölyesi tamam, öykü okuma atölyesi hadi ona da tamam diyelim. Öykü yorumlama atölyesi? Ee, hadi yine tamam. Şiir atölyesi? Hiç içimden gelmese de, tamam diyelim. Ama kurmacayı düşünmek, eleştirel okuma, yaratıcı eleştirel okuma? “Siz okumayı bilmiyorsunuz, gelin, birkaç bin lira ödeyip birkaç saatte okumayı öğrenin.”
Yetmez. Okumayı öğretmekle kalmıyoruz, düşünmeyi de öğretmeliyiz. “Arkadaşım, sen düşünmeyi de bilmiyorsun ki… Gel, öyküyü düşünmeyi de öğren.” Napacağız? Durup düşüneceğiz, sonra bir daha düşünüp eleştireceğiz. Neyi? Öykülerimizi.
Herkesten bir yazar yaratacağız. Neden? Kitapları yayınlandığında bize teşekkür etsinler diye. Birileri görecek, “Bak bu atölyeye gitmiş, ben de gideyim,” diyecek. Hatta biraz sivrilirseniz, iyi bir yayınevinden de çıkabilirsiniz. Ama merak etmeyin, eğer büyük yayınevleri olmazsa, onların alt kollarından birinde kitabınız illaki basılacak.
Atölyeler bir de yarışma düzenliyor. Tuhaf. Niteliğinden şüpheliyim. Eminim ki birçok kişi de şüpheli veya rahatsız ama birinin arkadaşı, diğerinin tanıdığı bu işleri yapıyor diye ses çıkarmıyor. Tepki görmek istemiyorlar. Haklılar. Ben neden söylüyorum? Boşuna.
Az bir liste de değil, en az on kişi dereceye giriyor. Neye göre? Bilinmez. Ama dereceye göre indirimi kapıyorsun. “Sen az yazar olmuşsun, al şu yüzde 50’yi, gel biraz daha yazar ol.” Bir zamanlar dershanelerin yaptığı ürün pazarlama stratejisine benziyor: “Öğrencilere ücretsiz sınav yapalım, hepsine yüzde 25 burs verelim ve ailelerine çocuklarının başarılı olduğunu söyleyelim.”
Sonuç, sadece bir ticaret düzeni. Tabii ki yazar para kazansın. Ama bomboş hayaller satarak değil. Tüccar mısınız yoksa edebiyatçı mı, buna karar vermek gerekiyor.
08-03-2025
İlk yazmaya başladıktan bir süre sonra insanlarla paylaşma arzusu uyanınca içimdeki cesaretsiz tarafı kırmak zor oldu. Yazdıklarımı “bak biri ne demiş, bak biri şöyle yazmış veya bir yerde şöyle bir şey okudum” diyerek paylaşırdım. Benim demeye cesaretim yoktu. Paylaştığım metin beğenildiği zaman bile “bunu ben yazdım aslında” diyemezdim. O metin herhangi birinin olarak kalırdı. O ilk yazdıklarım hâlâ herhangi birinin.
